Taha's profileHAKİKİ DOST; DOSTLARI İÇ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
Bereket Alanlarıوَقُل رَبِّ أَنزِلْنِي مُنْزَلاً مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ Aziz Cemaat! Hz. Allah ile bağlantılı olan her şeyde bereket vardır. Rızkın, amelin ve ömrün genişliği çokluğuyla değil Bilakis bereketli olmasıyladır. Kul, Rabbine yaklaştıkça vakti bereketlenir. Kısa bir sürede çok iş yapar. Peygamberimiz bir gün, "Bugün sizden kim oruçlu oldu?" Ebu Bekr, "Ben" der. Efendimiz, "Bugün sizden kim bir cenazeyi takip etti?" Ebu Bekr, "Ben" der. devamla, "Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?" Ebu Bekr, "Ben" der. "Bugün sizden kim bir hastayı ziyaret etti?" Ebu Bekr, "Ben" der. Bunun üzerine Peygamberimiz, şöyle buyurur: "(Bunlar) kimde bir araya gelirse o mutlaka cennete girer." Bu hadisi, Müslim rivayet eder. Alış/verişte, doğru sözlü olan ve akrabasını gözetenin kazancı bereketli olur. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Satıcı ve alıcı birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerlik hakkına sahiptir. Eğer doğru sözlü iseler alış-verişleri bereketli olur. Ancak yalan söylerler ise bu alış-verişin bereketi giderilir."."Kim rızkının genişletilmesini ve ecelinin geciktirilmesini isterse akrabası ile bağ kursun." Bu hadisleri, Buhari ve Müslim rivayet eder Değerli Müminler! Hz. Allah, bazı zamanları ve bazı mekanları seçerek onları da bereketli kılmıştır. Hz. Peygamber sabahın ilk saatlerinin bereketli olması için dua ederek şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Ümmetim için sabahın ilk saatlerini bereketli kıl!" Bu nedenle; sabah namazı ile güneşin doğuşu arasındaki zamanda uyumak, günün en verimli vaktini kaçırmaktır. Beytullah, mübarektir. İnsanlar için Kabeden daha hayırlı bir ev yoktur. Hz. Allah şöyle buyurur: Şüphesiz, alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir. (Âl-i Imrân,96) Hz. Peygamber de şöyle dua ederdi: "Allah’ım! Mekke’de olan bereketin iki mislini Medine’de kıl!" Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder. Aziz Cemaat! Peygamberler ve davetçiler salih amelleri ile, hayra ve hidayete çağrıları ile mübarektirler. İsa aleyhisselam şöyle der: Nerede olursam olayım, Allah beni mübarek kıldı. (Meryem,31) Nuh aleyhisselam dedi ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. (Mü'minûn,29) İbrahim aleyhisselam için Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizdedir. (Hûd,73) Hz. Peygamber de duasında şöyle derdi: "Verdiğinde benim için bereket kıl!" Bu hadisi, Tirmizi rivayet eder. Bir hadiste de şöyle buyurur: "Bakara Suresi'ni öğrenin. Çünkü onu öğrenmek bereket, onu terketmek ise ziyandır. Sihir yapanlar ona güç yetiremezler." Bu hadisi, İmam Ahmed rivayet eder. Ve Müslümanların selamlaşmaları da, rahmet ve bereket talebidir. Kıymetli Müminler! İslam dini, aileye ve ailenin bereketli olmasına önem vermiştir. Peygamberimiz, bir kişi evlenince ona şöyle derdi: "Allah senin için bereketli kılsın ve bereketini daim eylesin. İkinizin arasını hayırla birleştirsin." "Kadınların en bereketlisi, külfeti en az olanıdır." Hz. Peygamber Enes bin Malike şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Ailenin yanına girdiğinde selam ver ki senin üzerine de, ailenin üzerine de bereket olsun." Bu hadisleri, Tirmizi rivayet eder Arkadaşlıkların en hayırlısı, salihlerle arkadaşlık etmektir. Meclislerin en değerlisi, zikir meclisleridir. Melekler o meclislerde hazır bulunur ve o meclislere katılanlar bağışlanır. Melekler der ki: "Onların arasında falan da vardı, o yalnızca bir ihtiyacı için gelmişti" Hz. Allah şöyle buyurur: "Onlar öyle kimseler ki, onlarla beraber oturan şaki olmaz." Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder. Bu, kendileriyle birlikte olanlara getirdikleri berekettir. Aziz Müminler! Kul yediği ve içtiğinde de bereketi gözetmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Sizler bereketin nerede olduğunu bilmezsiniz." "Bereket, yemeğin ortasına iner. Bu nedenle kenarlarından (başlayarak) yiyin ve ortasından (başlayarak) yemeyin." Bu hadisi, Müslim ve Tirmizi rivayet eder Yemeği topluca yemekte bereket vardır. Bir sahabe: "Ey Allah'ın Resulü! Bizler yemek yiyoruz fakat doymuyoruz." Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Belki siz ayrı ayrı yiyorsunuz." "Evet" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Yemeğiniz için toplanın ve üzerine Allah'ın ismini zikredin ki (Allah) onda sizin için bereket kılsın!" Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder. Aziz Cemaat! Malın, ömrün, ilmin ve amelin bereketinin kalkmasında en büyük etken günahlardır. Hz. Allah şöyle buyurur: (O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de yaptıkları yüzünden onları yakalayıverdik. (A'râf,96) Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Şüphesiz kul, işlediği bir günah sebebiyle rızıktan mahrum edilir." Bu hadisi, İbni Mâce rivayet eder. Faiz, faydasızdır ve malın bereketini giderir. Üzüntü ve keder getirir. Allah Subhânehu şöyle buyurur: Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. (Bakara,276)
Güzel Yaşamمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ Hz. Peygamber şöyle dua ederdi: “Allah’ım! İşimin esası olan dinimi ıslah et! Geçimim içinde olan dünyamı ıslah et! Döneceğim yer olan ahiretimi ıslah et! Her türlü hayır için hayatımı arttır ve ölümü, benim için tüm kötülüklerden kurtuluş kıl!” Fitne ve fesadın, üzüntü ve kederin çoğaldığı bir zamandayız. İslam âleminin başına çeşitli felaketler geldi ve bölünüp parçalandılar. Çağdaş yaşam; insanoğlu için yeni zevk ve refah metotları icat etti fakat güzel yaşamı, kalbin mutluluğunu ve nefsin huzurunu temin edemedi. Aziz Cemaat! Güzel ve mutlu bir hayatın dünyanın her çeşit lüksünde arandığı bir zamanda maalesef ümitsizlik, endişe, her türlü uyuşturucu, gam ve keder bütün dünyada kol gezmektedir. Mutlu bir hayatı arzu edenler şu ayeti iyi kavramalıdırlar: Erkek ya da kadın kim mümin olarak iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeliyle veririz. (Nahl/97) Her şeyi düzenleyen, mutlu ve mutsuz eden Allah, bu ayette, güzel hayat için İmanı ve Salih ameli şart koşmuştur. (İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir. Onlar, iman edip de takva sahibi olanlardır. Onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır.) (Yunus/62-64) (Allah müminlerin dostu, kayırıcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise Şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar.) (Bakara 257) Muhterem Müslümanlar! Kafası en rahat, göğsü en ferah ve kalbi en huzurlu olan takva sahibi mümindir. İşte bu, ahiret cennetinden önce bu dünyada yaşanan cennettir. Göğsü ferahlatan, kalbe, rahat ve huzur atışları gönderen namaz, güzel yaşamın değişmez şartlarındandır. Yüce Allah şöyle buyurur: (Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım dileyin.) (Bakara/45) Hz. Peygamber de: “Zor bir işle karşılaşırsa namaza koşardı.” Bu hadisi Buhari rivayet eder. Değerli Müminler! Güzel yaşamın değişmez şartlarından biride zikre devam etmektir. Zikir; kalp için huzur kaynağıdır. Onlar inanmışlar, kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.(Ra’d,28) Kudsi hadiste şöyle buyrulur: “Ben; beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle hareket ettiği müddetçe kulumla beraberim.” Bu hadisi İmam Ahmed rivayet eder. Günahtan tövbe de güzel bir hayat için şarttır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Takva sahipleri var ya; onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.) (A’râf/201) Kıymetli Kardeşlerim Güzel yaşamın sırrı, Allah’ın paylaştırmasına rıza göstermektir. Şu hadis buna en güzel delildir: “Sizden kim evinde ve ailesinin yanında güvende olursa, bedeni sağlıklı olur ve yanında bir günlük yiyeceği bulunursa sanki dünya bütünüyle onun olmuştur.” Bu hadisi Tirmizi rivayet eder. İnsanların elinde dolaşan dünya güzelliklerine bakmak; sana, yaşantını bozacak bir üzüntü ve keder verir. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Sizden aşağıda olanlara bakın ve sizden yukarıda olanlara bakmayın. Çünkü bu, Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini küçümsememeniz için daha uygundur.” Bu hadisi Tirmizi rivayet eder. Hayat kısadır; onu bozacak ve yok edecek gamlara ve kederlere teslim etmeyelim! Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Kim endişelerini tek bir endişeye, ahiret endişesine indirgerse Allah onu dünya endişesinden kurtarır. Bu hadisi İbni Mâce rivayet eder. Müminlerin dünyadaki yaşamlarının güzel olması, onların ahiretteki mükâfatlarından bir şey eksiltmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır.) (Yunus/64) (Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.) (Fussilet/31)
Paranın Etkileriقَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لاَ يَنبَغِي لأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ Dünya hayatında nasıl ki şeriat ve din, ruhi ve manevi hayatın atardamarı ise, mal ve para da maddi hayatın atardamarıdır. Bundan dolayı İslam şeriatı, yeryüzünün imar edilmesini ve Allah'ın hakkını edâ etmeye yardımcı olacak şekilde, ekonomik açıdan gelişmesini teşvik etmiştir. Tâ ki ekonomisi yönetilen değil yöneten, tâbi olan değil kendisine tâbi olunan olsun. Çünkü ekonomik özgürlüğü kaybetmek; siyasi, askeri, sosyal ve kültürel özgürlükleri de kaybetmek demektir. Aziz Cemaat! Para ve mal, çağdaş dünyada bir mübadele aracı olduğu kadar bir savaş aracıdır da. Savaşların nükleer ya da konvansiyonel silahlarla değil, ekonomi silahı ile yapıldığı bir çağda yaşıyoruz. Silahların deviremediği rejimleri, ekonomik yaptırımlar devirmekte, halklar hükümetlerin, hükümetlerse ekonomi devlerinin uşağı durumuna düşürülmektedir. Bundan dolayı Müslüman harcadığı her kuruşun kime gittiğini iyi bilmek, kendisine bir kurşun olarak geri dönmeyeceğinden emin olmak zorundadır. Mal ve satıcı tercihi yaparken mutlaka inancını göz önünde bulunduracak, inancına düşman olanların ürettikleri malları mecbur kalmadıkça almamaya özen göstererek, kendi kalesine gol atmayacaktır. Dünyadaki müslüman ve diğer dinlere mensup ülkelerinin, boykot eylemi başlattığından bu yana, Yahudi malları ve hizmetleri, üreten ve satan firmalara açtığı toplam zarar, yaklaşık 370 milyar dolar olarak açıklandı. Boykotun devam etmesi halinde, adı geçen firmaların, çok zor duruma düşeceği, hatta iflas edebileceği kaydedildi. Öyleyse şimdi boykotu devam etme zamanı. Şimdi bisküvi, mama, sakız alırken harcadığımız paranın kimlerin kasasına para, kimlerin silahına mermi, kimlerin uçağına bomba olduğunu düşünme zamanı. Gözünü kan bürümüş mahlûkların, masum insanların üzerine attıkları füzeler, Yahudi sermayesine bilmeden verdiğiniz destekle düşüyor olabilir. Bu gün dünya petrol üretiminin %85’inin %75’i İslam dünyası topraklarının üzerinde yer almaktadır. 50’ye yakın bağımsız Müslüman devletle yan yana yaşıyoruz, 2 milyar nüfusumuz, Fas dan Endenozyaya kadar 26 milyon km verimli topraklarımız var, üstelik bu toprakların çoğu da işlenmemiştir. (Hekim oğlu İsmail, Müslüman ve para) Yüce Rabbimiz’in “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın”, (Al-i İmran, 103) emri gereği her alanda bir İslam birliği kurabilsek küfür mağlup olacaktır. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslâmdır.” Çünkü birliktelikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azab vardır Değerli Müminler! Hemen hemen her ibadetin içinde para, mal, mevki ve şöhret gibi şeyler vardır. İslamiyet paraya, mala, sokağa, çarşıya, pazara düzenlemeler getiren bir dindir. İslam tarihinde ilk savaş olan bedir savaşının, pek çok hikmetlerinden biri de kervanı vurmak suretiyle iktisaden güçlenmekti. Bu konuda Hz. İbrahim’in durumu ve Hz. Süleyman’ın duası manidardır: “Biz, İbrahim ailesine büyük bir mülk (servet ve devlet) de verdik”. (Nisa, 54) “Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü (maddi imkân ve iktidarı) bana ver.” (Sad, 35) Para ve mal iki yanı keskin kılıç gibidir. Müşrik, kâfir ve facirin elindeki mal ve servet, eşkıyanın elindeki silah gibidir. Salih kişinin elindeki helalinden kazanılmış mal ise, Allah yolunda cihad eden mücahidin elindeki silahdır!. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Salih kimse için hayırlı mal ne güzeldir”! (Buhârî, Edebü''l-Müfred, H. no. 302) “O mal ki, insan onunla namusunu (onurunu ve İslami sorumluluğunu) koruyor, işte sahibine malı (kazanmak ve helal yolda harcamak) nedeniyle sürekli sadaka yazılıyor”. (Ebu Yala) “Fakirlik, küfür olmaya yaklaştı”. (Müslim, Beyhaki) Muhterem Kardeşlerim! Malın insan nefsinde bir değeri ve şerefi, hızlı bir etkisi vardır. Mal ve para, şeriat, kanaat ve rıza ölçüsüne uymazsa, sahibini çılgın bir açgözlülüğe ve öldürücü bir hırsa sürükler. İşte bu noktada müminlerin zenginlik anlayışı ile cahiliyedeki zenginlik anlayışının farkı ortaya çıkmaktadır. Müminler, mülkün Allah'tan geldiğini ve mülkün asıl sahibinin de yine Allah olduğunun bilincindedirler. Oysa cahiliyedeki zenginlik anlayışı, mala sahiplenme içgüdüsü üzerine kuruludur ki, bu tüm mülkün sahibi olan Allah'a karşı bir isyandır. İki taraf arasındaki bu büyük fark, mülkün kullanılmasında da ortaya çıkar: Müminler mülkü Allah rızasına uygun olarak, yani dinin menfaatlerine göre harcarlar. Oysa cahiliyedeki mülk sahiplerinin temel özelliği “yeryüzünde bozgunculuk” (Kasas, 77) çıkarmalarıdır. Hutbemi para ve mal sevgisinin gerçek amacını açıklayan bir ayetle bitiriyorum: 0 (Süleyman) da demişti ki: “Gerçekten ben, mal sevgisini (sadece) Rabbimi zikretmekten (O'nun dinine ve davasına hizmetten ve Allah'ıma şükretmekten) dolayı tercih ettim.” (Sad, 32) NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZNASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ Hutbeme birkaç ayet mealiyle başlıyorum: Ve de ki: Çalışın! Çünkü yaptıklarınızı hem Allah görecek, hem Resulü, hem de mü'minler; ve hepiniz mutlaka o gizli ve açığı bilen Allah'ın huzuruna götürüleceksiniz; o zaman O, size neler yaptığınızı haber verecek. (Tevbe, 105) Gerçekten sizin çalışmalarınız, gayretleriniz ve niyetleriniz farklıdır. Artık kim verir ve sakınırsa ve engüzeli de tasdik ederse, Allah'a sığınıp emirlerine yapışırsa, ona kolayı kolaylaştırırız. (Leyl, 4 - 5) Bilsin ki, insan için çalıştığının karşılığı vardır. Ve çalışması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. (Necm, 39 – 41.) Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her eseri yazarız. ( Yasin, 12) Yüce Allah, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. (Mülk suresi 2.) Bu ayetler, hayatın ilahi kamera ve mikrofonlar önünde filme alındığını, nasıl bir hayat yaşanırsa öyle bir sonuç göreceğini ifade etmektedir. Aziz Kardeşlerim! İyi insanların iyi; kötü insanların da, kötü yolda ölmeleri muhtemeldir. Bu bakımdan, iyilik yapmayı görev bilen bir insan iyilikleriyle, kötülük yapmayı meslek edinmiş bir insan da, kötülükleriyle gömülür. Nitekim hadislerde şöyle buyrulur: "Amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir." [Keşful Hafa] Ameller ancak sonuncuları ile değerlendirilir. [Bu hadisi Buharî rivayet eder.] "Her insan yaşadığı hâl üzere Ölür ve her kul Öldüğü hâl Üzere diriltilir" [Bu hadisi Müslim rivayet eder.] Yani iman ve amel üzere ölen o hal üzere dirilir. Bir adam, Arafat'ta Peygamberimizle dururken devesi onu (yere atıp) boynunu kırdı ve adam öldü. Efendimiz: "Adamı su ve sidr ile yıkayın, iki parça bezle kefenleyin, kefene koku sürmeyin, başını da örtmeyin. Zira Allah onu kıyamet günü telbiye getirirken diriltecektir!" [Bu hadisi Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâî rivayet eder.] Küfür ve kötülük üzere ölen o hal üzere dirilecektir. İçki müptelası olan, (yani içerken ölen) de Yüce Allah’ın huzuruna puta tapanlar gibi çıkar. [Bu hadisi İmam Ahmed ve İbnu Hibban rivayet eder.] Bu hadisler, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz gerçeğini en güzel biçimde ifade ediyorlar. Hâlbuki Kuran, İslam üzere yaşayıp, İslam üzere can vermeyi emrediyor: Ey iman edenler! Ancak Müslümanlar olarak ölün. (Ali-İmran,102) Yani, inandığınız gibi yaşayın ve ölüm size geldiğinde, ancak Müslüman olarak ölün demektir. Bu anlayışı Hz. İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi). (Bakara,132) Değerli Müminler! Bir insanın hayat tarzı, onun şuuraltını oluşturur. Zamanında din ve iman, bir vicdan işidir diyerek İslam’ı hayattan tecrid edenler bu gün o şuuraltının izlerini ve sonuçlarını yaşamaktadırlar. Bu tip insanlar kendilerine göre bazı kurallar, prensipler oluşturur, dinin de bu prensiplere uygun olması gerektiğini düşünürler. Bu büyük bir yanılgıdır. Bu çarpık mantık örgülerine göre hareket edenlere yüce Allah soruyor: Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır? (Necm Suresi, 24)Yoksa câhiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? (Maide, 50) Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var? İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye. (Kalem Suresi, 36-40) Aziz Cemaat! İnandığının aksini yapmak bazen zor ve baskıyla, bazen de sağlanacak dünyalık menfaatler sebebiyle gündeme gelir. Zorlayıcı baskı altında bulunan için dînî hükümler açıktır. Menfaate gelince, her mü’min bilir ki, değil 20 dolar (!), dünyayı verseler, inancımıza aykırı davranmayı kendimize açıklayamayız. Bu düzen içerisinde okurken, çalışırken ya da hizmet ederken inandığı gibi yaşamaktan taviz verenler bunu baskıyla açıklayamazlar, çünkü o menfaati tercih etmekle o şartları baştan kabul etmiş oluyorlar. Ancak çelişkiyi gidermek için yaşadıklarına inanmaya, yani gerekçeler üretmeye başlarlar. Öyle ki, aynı şeyi yapmayan kardeşlerini dahi eleştirmeye kalkışırlar. Yüce Allah: “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz” diyor. (Rad, 11) Sözün özünde Hazreti Ömer ne güzel demiş: İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Hutbemi birkaç ayet mealiyle bitiriyorum: Erkek veya kadından, her kim mü’min olarak yararlı bir iş yaparsa, biz ona muhakkak güzel bir hayat yaşatırız ve işlemekte oldukları amellerin daha güzeli ile mükâfatlarını mutlaka veririz. (Nahl, 97) Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun! (Taha, 124-126) Küresel Ahlak Kriziوَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ Sözlük anlamı Huy, seciye, mizaç ve karakter gibi manalara gelen ahlak, terim olarak, "insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülüklerden uzak olmasıdır". Aziz Cemaat! Kaynağı Kuran ve sünnet olan İslâm ahlâkı, hürmet, hizmet, merhamet, edep, hayâ, nefse hâkimiyet, tevazu, adalet ve benzeri hususlar üzerinde yükselmiştir. Kur'an-ı Kerim’de Hz. Peygambere hitaben şöyle buyurulur: Sen en yüce bir ahlâk üzeresin. (Kalem,4) Hz. Peygamber de şöyle buyurur: Allah’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en iyisine ancak sen hidayet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru. Amel ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin. (Nesai) Ben ahlâkî prensipleri tamamlamak üzere gönderildim. (İbn Hanbel, Müsned) Müminlerin iman açısından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanıdır. (Buhârî, Edeb, 39) Mizana konan ameller arasında güzel ahlâktan daha ağır gelecek hiç bir pey yoktur. İnsan güzel ahlâkı sayesinde, oruç tutup namaz kılan kimseler derecesine yükselir. (Tirmizî ) Milletler, ahlak ile yükselir, ahlaksızlıkla da çökerler. En ilkel dönemlerde dahi ahlak ilkeleri vardı. İlkesizlik, ahlaki çöküşün en temel sebebidir. Kuranda bunun en belirgin örneği Hz. Lutun kavmidir. Hz. Lût Onlara dedi ki: Siz dünyada sizden önce hiç kimsenin yapmadığı pek iğrenç bir şey yapıyorsunuz. Allah’ın bu uyarmasından sonra siz hâla şehvetle erkeklere varacak, yolu kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapmaya devam edecek misiniz?” (Ankebut,28,29) Aziz Kardeşlerim! Bu gün de maddi ve manevi varlığımızın birinci tehdidi, küresel ahlak krizidir. Bu kriz yavaş yavaş ve kendini saklayarak geliyor. Gelişini alıştıra alıştıra gösteriyor. Öyle ki, ahlaksızlık artık yadırganacak, ayıplanacak, tiksinecek bir çirkinlik olmaktan çıkarılıyor. Sinema ve dizilerde dürüst insanları takdir yerine keriz diyerek alay konusu edilmekte, yalan söyleyen, gösteriş yapan ve hava atmayı yaşam amacı haline getirmiş tipler ön plana çıkarılmakta, hırsızlar bey, namusuzlar menajer, fahişeler hanfendi, yalancılar cengâver yapılmakta. Ve bütün bunları da cicili bicili ambalajlarda çağdaşlık ve medeniyet adına reklâmlarla bizlere parayla satmaktadırlar. Bu çağdaşlığa yani ahlaksızlığa ne para yeter, ne din ve iman, ne de ahlak yeter. Yetmiyor da. Artık rüşvet verirken de, alırken de utanmıyoruz. Çalıp çırpmanın adı, malı götürmek, iş bitirmek olmuş. Haramdan kazanmanın adı da köşeyi dönmek olmuş. Vurguncuya vur, soyguncuya soy diyen bir nesil çığ gibi çoğalıyor. Ekmeğini paylaşmak bölüşmek yerine, başkalarının da ekmeğine hırsla saldıran bir nesil. Akıllarımızı imanla, Salih amelle, ilimle bilimle değil, kurnazlıkla tilki misali uyanıklıkla meşgul ediyoruz. Suç artışı ekonomik değil, ahlakla ilgili. Ahlaksızlık ve suç sayısı öylesine korkutucu boyutlara ulaştı ki, cezaevleri tıka basa doldu. Hani ekonomik krize feryat edenler neden ahlak buhranına sessiz kalıyorlar. Esas kriz bu değil midir? Değerli Müminler! Ahlâkî ilkelerden her gün biraz daha uzaklaşan insanımızın aile yapısına baktığımızda, korkunç bir manzara ile irkiliyoruz: Dedeler hacca gitmiş, sakal bırakmış, hem camiden çıkmaz, hem de evin günah işlerine karışmaz. Nineler: “Aman Allah’ım! Başımıza taşlar yağacak” gibi şaşırma sözleriyle yerli ve yabancı dizileri kaçırmaz. Evin hanımı komşuları çekiştirerek; “onlarda var bizde niye yok” diye ahu figan eder. Evin kızı, güzellik malzemeleri ve sevgilisinden gelen haberleri ile ailesine karşı gizli plânlar düşünür. Evin oğlunu sormayın! Siz camide benim hutbemi dinlerken; onu dershanede zannediyorsunuz hâlbuki o genç delikanlı, ya kız peşinde, ya da kulüplerde oyun ve eğlenceyle meşgul. Ya torunlar, Onlar da taklit mikrobunun kıskacındalar. Kaç kişinin çocuğu diniyle gurur duyarak ben büyüyünce Hazreti Ömer, Hz. Ebu Bekir, Hazreti Fatıma, ve Hz. Aişe gibi olacağım diyor. Kızlarımız: “büyüyünce magazin yıldızı”, oğullarımız: “büyüyünce futbolcu veya film yıldızı olacağım” diyor. Aziz Cemaat! İman ve ahlak krizi yaşayan cemiyetimiz, esas krizi bırakıp küresel ekonomik krize odaklanmaktadır. Bilmiyorlar ki, bütün krizlerin sebebi iman ve ahlaktan yoksun olmaktır. İşte size bir örnek: Fatih, bir keresinde tebdil-i kıyafet etmiş ve esnafı dolaşmış. Bir dükkâna girmiş. Orada bir şey aldıktan sonra, dükkân sahibi Fatih’e “Benden aldığınız yeterlidir. Fakat bitişiğimdeki dükkâncı henüz siftah etmemiştir. Kalanı da oradan alınız.” dedi. İşte bütün mesele bu şuura ulaşmaktır. Bu örnekte hırs yok, kanaat var. Çatışma yok, yardımlaşma var. Kendisiyle birlikte, başkasını da düşünme var. Manaya, maddeden daha fazla önem verme var. Ve en önemlisi, Allah korkusu var. Böyle bir toplumda ekonomik krizleri kim takar. Hutbemi Hz. Peygamberin bir hadisiyle bitiriyorum: “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi, din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî ve Müslim)
Dünyevileşmeاِعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الأمْوَالِ وَالأوْلاَدِ Dünyevileşme, dünya ve içindeki nimetleri kutsamak sadece işlediği amellerin karşılığını bu dünyada istemeve ahireti uzak görme eğilimidir. Bu eğilime sahip insan için hak ve adalet; para, güç ve iktidar demektir. Bu anlayışa göre en saygın insan, en çok maddi gücü elinde bulundurandır. Aziz Cemaat! Tüketim hastalığının mikrobu olan dünyevileşme, kimini imanından, kimini amelinden, kimini ahlakında, kimini cebinden, kimini yüreğinden yaralıyor, hatta öldürüyor. Özgür olduğunu sanan çağdaş insan, ne giyeceğine bile kendisi karar veremiyor; Paris’teki modacı onun yerine giyeceğini belirliyor. Koltuklar da, evdeki hayatı daha rahat kılmak için değil; zorlaştırmak içindir. O halılar ve koltuklara şu kadar para verilmiştir, çoluk çocuk rahatça oturup keyfini çıkaramaz; annenin gözü oradadır, ya kirletirlerse. Siz örnekleri çoğaltın. Sonra bakıyor insan, helal çalışarak kazanılan para, gereksiz eşyalara yetmiyor. Bu defa kirli işlere giriyor. Kumarın bin bir çeşidi, toto, loto, piyango gibi emeksiz yemeğe ve sahtekârlığa yöneliyor. “Haram” mı, “ayıp” mı? O da ne demek? Hangi devirde, hangi kültürde yaşıyoruz sözleri havada uçuşuyor. Hulasa ihtiyaç ve taksitler bitmeden ve âhirete yatırım yapamadan insan ölüp gidiyor. Peki, bütün bunlar niçin, daha lüks bir hayat ve sözde dünyada rezil olmamak için. Ne tuhaf, insan, dünyada fakir ve rezil olmaktan korkuyor da, âhirette fakir, rezil ve rüsvay olmaktan korkmuyor! Hâlbuki kulun âhirette rezil olması çok daha korkutucu ve utanç vericidir. Aziz Cemaat! Medya organlarıyla estirilen dünyevîleşme fırtınası, ekonomik gelir düzeyindeki artış, yükselen sosyal statüyü koruma kaygısı, kendinden yukarıda olana bakmak ve başkalarında olan bizde de niçin olmasın anlayışı bizi uhrevi istikballerden uzaklaştırıyor. Bu öldürücü hastalık o kadar yaygın ve salgın ki, aza kanaat etmek ve haline şükretmek diye bir özellik nerdeyse hiç kalmamıştır. Hâlbuki elinde olana kanaat ve nimete şükür, nimeti arttırır. Hz. Allah, şöyle buyurur: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir. (İbrahim,7) Hz. Peygamber de şöyle buyurur: Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir. [Buhârî, Müslim ve Tirmizî] Değerli Kardeşlerim! İslam dini üzerinde hesabı olanlar, dünyevileşmeyi kaçınılmaz ve zaruri göstererek eşyanın insana hükmettiği, eşya merkezli bir dünya kurarak eşyaya mahkûm olmamızı istiyorlar. Onlar biliyorlar ki eşyaya bel bağlayanın dinine hizmet şöyle dursun, zararı büyük olacaktır. Hz. Peygamber şöyle der: Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dinine verdiği zarardan daha fazla değildir. [Tirmizî] Yüce Allah şöyle buyurur: Artık kim haddi aşmışsa ve dünya hayatını tercih etmişse, şüphesiz ki onun varacağı yer cehennemdir. Kim de Rabbinin makamından korkup nefsini heveslerden koruduysa, şüphesiz ki onun varacağı yer cennettir. (Naziat, 37–41) İşte onlar, âhirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir. [Bakara,86] Hz. Peygamber Uhud’da öldürülenler üzerine namaz kıldı, sonra minbere çıktı ve sanki vedalaşıyormuşçasına şöyle konuştu: Ben, benden sonra sizin şirke düşmenizden korkmuyorum. Fakat ben, sizin dünyanızdan, dünyayı istemenizden, dünya için öldürmenizden ve tıpkı sizden öncekilerin helak olması gibi, sizin de helak olmanızdan korkuyorum. (Buhari, Müslim ve Ahmed) Aziz Müminler! Bu nasihatler, İslam dini, bilime ve teknolojiye düşman veya çalışmaya mani, fakirliği teşvik şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira Hz. Peygamber ölçüsüz bir şekilde dünyaya sarılmak kadar; bir tür ruhbanlık hayatına yönelmeyi de doğru bulmamış, sürekli ibadetle meşgul olup kendilerini ve ailelerini dünya nimetlerinden mahrum bırakan kimselerin davranışlarını da hoş karşılamamıştır. [Ahmed bin Hanbel, Buhârî] Zira veren el, alan elden daha üstün, güçlü müslüman, zayıf müslümandan Allah’a daha sevimli ve daha hayırlıdır. Öyleyse bahsettiğimiz eşyaya tutsak olmamaktır. Dünya bir amaç değil, araç olarak kalmalı ve bu aracı da Hz. Allah’ın istediği gibi elde etmeli ve istediği gibi de kullanmalıdır. Peki, dünyevileşme bize huzur getirdi mi? Hayır. Asla! Hz. Allah şöyle buyurur: İyi bilin ki dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. (Hadid, 20) Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. [Tâhâ, 124]
|
|
|