Taha's profileHAKİKİ DOST; DOSTLARI İÇ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! inşl. Azda olsa benim blogumdan faydalanmışsınızdır. Rabbim cümlenizi Rızasına mazhar eylesin. Selemetle kalınız... Yapacağınız yorumlar değerlendirilecektir.
|
HAKİKİ DOST; DOSTLARI İÇİN KENDİNİ POST EDENDİRGeminin yüzmesi için suya ihtiyaç vardır. Ama su, geminin içine girerse, onu batırır. Gemi için su ne ise, Mümin için Dünya odur!
|
|||||||||||
Berat Gecesi
= BERAAT GECESİ =
“Berat” kelimesi, günahtan, suçtan, borç ve cezadan kurtulmak manalarına gelir. Yüce Allah, Duhan Suresinin ilk ayetlerinde şöyle buyurur:"Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an’ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir. Ayette geçen, “mübarek gece”den maksat; Berat veya Kadir gecesidir. Hadisi şeriflere göre: Şaban ayının 15. gecesinde tevbe eden müminler, Allah'ın affı ile Cehennem'den beraat edecekleri için bu geceye Berat gecesi denmiştir.
Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yılsonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır. Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur. Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir. Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar. Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.
Beraat Gecesine Has 5 Haslet Vardır: 1) Her mühim iş o gece tefrik edilir. Beraat gecesinde, beşerin kader programı nev'inden bir İlâhî icraat yapıldığı için, bu gece Kadir gecesi kutsiyetindedir ve bütün senenin bir çekirdeği hükmündedir. Bu gece mahlûkatın bir sene içindeki rızklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ihya veya imate edileceklerine ve ecellerine dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır. 2) O geceki ibadetin fazileti büyüktür. 3) Rahmet-i İlâhiye feyezan eder. 4) Mağfiret gecesidir. 5) O gece Resûlullah (s.a.v)'e şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.v) Şaban’ın 13. gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, 14. gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, 15. gecesi taleb etmiş, bu gece şefaatin tamamı ihsan buyrulmuş. Bu şefaatten mahrum olanlar Allah'tan, devenin ürküp kaçtığı gibi kaçanlardır. (Ebû Davud) Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Allah Teala (c.c) Şaban’ın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder." (İbn Mâce) Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir. "Şaban’ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: "İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızk isteyen yok mu, hemen rızk vereyim. "Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim. "Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."
Bu Geceden İstifade Edemeyenler: 1- Allah'a ortak koşanlar. 2- Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler. 3- Müslümanların arasına fitne sokanlar. 4- Akraba bağını koparanlar. 5- Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler. 6- Anne ve babalarına isyanda devam edenler. 7- Devamlı içki içenler ve zina edenler
BERAT GECESİ DUASI
Peygamber Efendimiz (a.s.) bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir: "Allah’ım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten acizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."
Bazı mana büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
"Allah’ım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır." Seccadem
Seccadem… Sevdalı gönlünü, tertemiz endamınca açarken ve tevazu kanatlarını sererken sere serpe, beni de bas bağrına, beraber kurban olalım Sevgilinin uğruna… Yaradan’la buluşma anlarımda, buseler konduruyorsun anlıma. Şairin dediği gibi; “öp beni anlımdan, öp beni seccadem…” Dudakların dokunsun kalbime, ellerim değsin avuçlarına, benim vefalı yârim seccadem… Göz pınarlarım sana aşina, gözlerim sana tutsak, gönlüm Hak katında, birkaç damla gözyaşım düşerken avuçlarına, rengarenk desenlerinin arasında kayboluyor ıslak duygularım, sırılsıklam hicranım… Canım seccadem… Burağımsın, mîracımın her vaktinde, anne kucağı gibi sararken yumuşacık tebessümün bütün azalarımı, seninle hakka varışın, Hakkın huzuruna duruşun, dupduru rahmetin ve huzurun yoğunluğunu yaşarken, senin şefkatli kucağına ve kollarına, hüzünlerimi ve kaygılarımı bırakıyorum. Seninle beraber olmak ne güzel, ne ulvi, seninle dostla buluşma ve kaybolma anlarımız… Kucakla beni seccadem! Sarmala beni!.. Al götür nisbet kokulu ve gül rengi yarınlara!.. Ötelerden bir pencere aç seccadem!… Üfür buhurunu, tütsüler gönder canıma. O rengarenk desenlerini anlıma işlerken, gönül gergefime doku ipliklerini, dokundur ruhuma yumuşacık tenini. Seccadem; sen sadık bir dostsun biliyorum, seni ve sende namaz kılmayı çok seviyorum. Bana şehadetlik edermisin Mahşerde?... Bazen öylece kalakaldığım, Rabbimle başbaşa secde anlarında, Günahlarım için af dilerken, ne olur şahidim olur musun o zor günde... Beni yalnız bırakma, bu köhne zamanlarda! Çok muzdaripim, yaralıyım… Çağır her dem yanına!.. Dostum, namazlığım, seccadem… Recep AyıBu akşam üç ayların başlangıcı olan Recebin ilk gecesidir. Hepimize mübarek olsun. Bilindiği üzere, üç aylar, Mirac gecesi, Berat gecesi, Kadir gecesi ve Ramazan ayı gibi bir çok önemli dini gün ve geceleri içinde bulundurmaktadır. Hz. Peygamber: “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı kıl, bizi Ramazan ayına kavuştur.” diye dua etmiştir. Bu hadisi Tirmizi rivayet eder. Başka bir hadiste de şöyle buyurur: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar kabul olur. Bunlar; Recep ayının ilk gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi, Cuma ve Bayram geceleridir”. Câmiu's-Sağir, c. III, s. 454 Halk arasında üç aylar diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan ayları, kendimizi toparlamak, sorgulamak, davranışlarımıza çeki düzen vermek ve Hz. Allah’a karşı samimi bir tövbeyle yönelip onun istediği hayatı yaşamaya çalışmak için birer fırsattırlar. İbadetlerde efdaliyet devamlılıkladır. Hz. Peygamber ve ashabının ibadeti de böyle idi. Onlar, sadece üç ay değil, hayatın her anında Allah'tan korkar, daima O'nu zikreder ve O'ndan bağışlanma dilerlerdi. Mesela Hz. Peygamber her gece on üç rekât gece namazı kılardı. Namazda, ayakları şişene kadar kıyamda dururdu. Oruç tutar ve sadaka verirdi. Hasan-ı Basri sahabenin ibadet etmeye olan gayretini anlatırken şöyle der:"Öyle insanlar gördüm ve öyle kimselerle birlikte oldum ki kendilerine gelen bir dünya nimetine sevinmez ve kendilerinden giden bir şeye üzülmezlerdi. Onların gözünde bunlar bastıkları topraktan daha değersizdi. Rablerinin Kitabıyla ve Nebilerinin sünnetiyle amel ederlerdi. Gece olunca ayakları üzerine kalkar, yüzlerini yere sererlerdi. Gözyaşları yanaklarından akardı." İbni Ömer bir vakit cemaatle namazı kaçırırsa bir gün oruç tutar, geceyi ihya eder ve bir köle azat ederdi. Emiru'l Mü'minîn Ömer b. Abdülaziz'in hanımı Fatıma binti Abdülmelik şöyle der: "Ondan daha çok namaz kılan ve oruç tutanı görmedim. Ondan daha çok Allah'tan korkanı görmedim. Yatsı namazını kılar ve gözleri kapanıncaya kadar Allah'ı zikretmek üzere otururdu. Sonra yeniden uyanırdı. Bazen yatakta iken ahiretle ilgili bir şey hatırlardı da serçenin sudan ürktüğü gibi ürkerdi ve oturur ağlardı. Üzerine yorganı örterdim." Kaybedecek zamanımız yoktur. Bu ayların feyiz ve bereketinden de faydalanmayanlar bir gün gelecek pişman olacaklardır: “O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var! (İşte o zaman insan:) "Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!" der. (Fecr,23–24) "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" Münâfikûn,10 Cevaben şöyle denir: Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Münâfikûn,11 Cehennemlikler, orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Bunun cevabı da şöyle olur: Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur. Fâtır,37 Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede sevinip böbürlenmenizden ötürüdür. (Ğafir,75) Hayatı ibadet üzere bitiren Müminlere de şöyle denir: "Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için. Hâkka,24 Bu gecede öncelikle yapılması gereken, nefis muhasebesidir. Madde ve mana arasındaki dengenin, madde lehine bozulduğu; insanlar ve toplumlar arası ihtilafların bütün dünyayı olumsuz yönde etkilediği; akl-ı selim yerine silahların konuştuğu bir zamanda asla dönmek için insanın nefis muhasebesine her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Hz. Allah şöyle buyurur: “İman edenlerin, Allah’ı zikir ve indirdiği hakikat sebebiyle kalplerinin saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onların birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadid,16) “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. (Haşr,18–19) Yüce Allah’tan Üç ayların bize ve bütün İslam âlemine hayırlar getirmesini niyaz ederim DuaSevgili Muhâfızım!Beni, ilgilendirmeyen işe karışmaktan… Değiştirmeye güç yetiremeyeceğim meseleye kafa yormaktan… Kendi kapım pisken, başkalarının kapısının pisliğine takılmaktan… Bünyesi nice mikropla hasta ve dertliyken, doktorluk iddiâsında bulunmaktan… “Sadece işittiği” hususlar için “biliyorum” demekten… Sağdan soldan duydukları ile fetvâ vermekten… İlmi ve hilmi israf etmekten… Boyumu aşan mevzûlarda, gevezelik yapmaktan beni koru… Edebe yol olmayan yaşmaktan… Nefsim dururken, başka bir düşmanla savaşmaktan… Ve şerlilerin şer tuzağına düşmekten Sana sığınırım… Dışı içine kaçmaktan, içi dışına çıkmaktan, haktan sapıp hataya koşmaktan koru beni…. Sevgili Yaratıcım! Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür… Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş… Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir… Gidişimi kolay eyle… Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle… Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını… Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. “Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyar” olmaktan Sana sığınırım. “Aklı, baş olmakta sanan büyükbaş” olmaktan da koru beni... Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım… Sevgili Dostum! Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sen’sin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Sen’inle baş başa kaldığım zamanlarda, “Sen’inle olmak” duygusunu bana öyle derinden hissettir ki… Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım… Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et… Sevgili Lûtfedicim!Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni “Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme” gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım… Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar… Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle… İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet… Sevgili Sınayıcım! Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi… Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et… Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet… Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama… Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâ’lar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et… Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim… Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar… Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar… Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver… Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir… Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Sen’in hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de… Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun! Sevgili Vefâkârım! Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun… Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet… Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni… Verdiklerin içinde “kötü” olmadığını fark ettir... Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet... Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet... Kalemde gizlediğin âlemi... Âlemde gizlediğin kendini... Kendinde gizlediğin huzuru lutfet... O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden... Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî... Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet... Sevgili Mahmûdum! Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni... Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun... Haddimi bileceksem.... Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin... “Bilmesi câhillik” olmaktan... İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan... İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten... İlmi, put edinmekten koru… Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen... İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen... Sen’den uzak kalmaktan başka korku taşımayan... Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni… Sevgili Kudretlim!Sadece “Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır…” diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir “of!” ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et… “Of!” nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni… Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından… Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni… Sevgili İkram Edicim!Sonu yok ki, iyiliğime iyilik kat… Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver… Sadrımı genişlet… İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni… Taif’lerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver… Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla… Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur… Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et… Arayıp da bulamayan... Bulduğundan gâfil, aranıp duran... Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni… Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Sen’inle buluşayım… Biricik sevgili olan “kendinle” oyala ve sevindir beni… Sevgili Esrârengizim!Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi... Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et… Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet… Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar… Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni… Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır... Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır… Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım… Her ne çıksa karşıma Sen’den bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım… Sevgili Setredicim!Sen, öylesine şefkatli bir dostsun ki, kusurlarımı örtersin. Eğer böylesine setretmeseydin, hiç bakılacak hâlim kalır mıydı? Bana, o setredişinden nasip ikram et de, ben de insanların hatalarını örtebileyim. Birilerinin yanlışını dilime dolamaktan, birilerinin eksiğiyle mutluluk duymaktan, bencil ve kaba olup, nezâketten mahrum kalmaktan, Sana sığınırım… Hem, sadece beni başkalarına karşı örtmekle kalmaz, kendinle arama da perde çekersin… Bunu yapmakla, yine sadece beni korumayı murad ettiğini biliyorum… Lâkin… Perdeleri kalın etme de, hiç değilse, ardında gizlenen cemâlini seyretmeye yol bulayım… Sevgili Rezzâkım!Şu içtiğim çay tadında bir ömürle bereketlendir beni… Açken de, tokken de gülümseyebilmekle rızıklandır. Sıcak ekmeğe dokunduğumda duyduğum hazzın aynısını, bayat ekmeğe dokunduğumda da duymayı nasip eyle… Soframdaki lokmadan şikâyet etmekten koru da, o lokmayı kimlerle bölüşebileceğimin düşüncesine sal beni… Sadece kendi karnı doyduğunda rahatlayanlardan olmaktan, yalnızca kendi keyfini düşünenler arasına girmekten koru… Midesi biraz dolunca, doygunluk hissetmekten Sana sığınırım… Sen beni, gönül tokluğuyla nasiplendir… Başkasının hakkına göz dikmekten, hakkı olmayanın peşine düşmekten muhafaza eyle… Hani hiç olmadı ya, gün gelir de, karnım sırtıma yapışacak kadar aç kalacak olursam, o gün, bir sünneti yaşıyor olmanın mutluluğuyla güldür yüzümü… Sevgili Biriciğim! “De ki, ALLAH birdir!” âyetini, hayatımın her ânında dolu dolu hissettir bana… Samed oluşun karşısında, Sana alabildiğine muhtaç oluşumu hissettir… Kapında bir fakir ve bir dilenci olmaktan ayırma beni… Vesîleye takılıp kalarak Sen’i unutmaktan, vesîleye teşekkürü ihmal sûretiyle, Sana şükürde kusur etmekten koru… Kul hakkıyla ve nicelerinde hakkım olduğu iddiasıyla huzuruna gelmek ihtimalinden azâd et beni… Sevgili Âdilim! Ben nefsime çok zulmettim… Bunu, Sen’in emirlerini yaşamak hususunda lâkayt kalmakla yaptım… Doğrusu, hâlâ “nefsim nefsim!” demekle bile, kendime zulmetmekteyim… Zira, fasulye gibi nimetten sayıp zikretmekle, nefsimin kendini bir adam sanmasına sebep oluyorum… Hakkımda adaletinle değil, rahmetinle hüküm ver… Yüceler yücesi af ve merhametine öylesine muhtacım, üstelik bunu Sen’den isterken, öyle de yüzsüzüm ki… Bana kızgınlık ve kırgınlıkla âh ettirme… Kimsenin bu şekilde âhına da beni sebep etme… Fakat keşke, ne şeref ki, aşk ile âh edeyim… Ve aşk ile «âh»a vesile edileyim.... Sevgili Merhametlim! Bana bir “ben” lutfet ki, kendine hayrı olsun… Ve o “ben”e lutfet de ömrünce hayra koşsun… Yok, zerrece şüphem yok, Sen bana sevdalısın! Bunca kusuruma karşın, böylesine yüce, böylesine akıl almaz bir cömertlik ve şefkat sergileyişini, başka neyle açıklayabilirim? Kaldı ki, Sen’in tutumunu açıklamaya sanki gücüm mü var!? Nicedir vefâya dönüşemeyen tavrım için… Nicedir sevdâna karşılık vermeye güç yetirememiş gönlüm için… Ve nicedir, öyle veya böyle, biricik oluşundan gaflete düşmüş bakışım için, beni affet… İşlediği sevapları kendinden, günahları ise uydurduğu nice kılıftanmış farz edip, varlık iddia etmekten geçemeyen nefsim için beni affet… Âmin… Âmin… Âmin… Bereket Alanlarıوَقُل رَبِّ أَنزِلْنِي مُنْزَلاً مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ Aziz Cemaat! Hz. Allah ile bağlantılı olan her şeyde bereket vardır. Rızkın, amelin ve ömrün genişliği çokluğuyla değil Bilakis bereketli olmasıyladır. Kul, Rabbine yaklaştıkça vakti bereketlenir. Kısa bir sürede çok iş yapar. Peygamberimiz bir gün, "Bugün sizden kim oruçlu oldu?" Ebu Bekr, "Ben" der. Efendimiz, "Bugün sizden kim bir cenazeyi takip etti?" Ebu Bekr, "Ben" der. devamla, "Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?" Ebu Bekr, "Ben" der. "Bugün sizden kim bir hastayı ziyaret etti?" Ebu Bekr, "Ben" der. Bunun üzerine Peygamberimiz, şöyle buyurur: "(Bunlar) kimde bir araya gelirse o mutlaka cennete girer." Bu hadisi, Müslim rivayet eder. Alış/verişte, doğru sözlü olan ve akrabasını gözetenin kazancı bereketli olur. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Satıcı ve alıcı birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerlik hakkına sahiptir. Eğer doğru sözlü iseler alış-verişleri bereketli olur. Ancak yalan söylerler ise bu alış-verişin bereketi giderilir."."Kim rızkının genişletilmesini ve ecelinin geciktirilmesini isterse akrabası ile bağ kursun." Bu hadisleri, Buhari ve Müslim rivayet eder Değerli Müminler! Hz. Allah, bazı zamanları ve bazı mekanları seçerek onları da bereketli kılmıştır. Hz. Peygamber sabahın ilk saatlerinin bereketli olması için dua ederek şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Ümmetim için sabahın ilk saatlerini bereketli kıl!" Bu nedenle; sabah namazı ile güneşin doğuşu arasındaki zamanda uyumak, günün en verimli vaktini kaçırmaktır. Beytullah, mübarektir. İnsanlar için Kabeden daha hayırlı bir ev yoktur. Hz. Allah şöyle buyurur: Şüphesiz, alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir. (Âl-i Imrân,96) Hz. Peygamber de şöyle dua ederdi: "Allah’ım! Mekke’de olan bereketin iki mislini Medine’de kıl!" Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder. Aziz Cemaat! Peygamberler ve davetçiler salih amelleri ile, hayra ve hidayete çağrıları ile mübarektirler. İsa aleyhisselam şöyle der: Nerede olursam olayım, Allah beni mübarek kıldı. (Meryem,31) Nuh aleyhisselam dedi ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. (Mü'minûn,29) İbrahim aleyhisselam için Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizdedir. (Hûd,73) Hz. Peygamber de duasında şöyle derdi: "Verdiğinde benim için bereket kıl!" Bu hadisi, Tirmizi rivayet eder. Bir hadiste de şöyle buyurur: "Bakara Suresi'ni öğrenin. Çünkü onu öğrenmek bereket, onu terketmek ise ziyandır. Sihir yapanlar ona güç yetiremezler." Bu hadisi, İmam Ahmed rivayet eder. Ve Müslümanların selamlaşmaları da, rahmet ve bereket talebidir. Kıymetli Müminler! İslam dini, aileye ve ailenin bereketli olmasına önem vermiştir. Peygamberimiz, bir kişi evlenince ona şöyle derdi: "Allah senin için bereketli kılsın ve bereketini daim eylesin. İkinizin arasını hayırla birleştirsin." "Kadınların en bereketlisi, külfeti en az olanıdır." Hz. Peygamber Enes bin Malike şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Ailenin yanına girdiğinde selam ver ki senin üzerine de, ailenin üzerine de bereket olsun." Bu hadisleri, Tirmizi rivayet eder Arkadaşlıkların en hayırlısı, salihlerle arkadaşlık etmektir. Meclislerin en değerlisi, zikir meclisleridir. Melekler o meclislerde hazır bulunur ve o meclislere katılanlar bağışlanır. Melekler der ki: "Onların arasında falan da vardı, o yalnızca bir ihtiyacı için gelmişti" Hz. Allah şöyle buyurur: "Onlar öyle kimseler ki, onlarla beraber oturan şaki olmaz." Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder. Bu, kendileriyle birlikte olanlara getirdikleri berekettir. Aziz Müminler! Kul yediği ve içtiğinde de bereketi gözetmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Sizler bereketin nerede olduğunu bilmezsiniz." "Bereket, yemeğin ortasına iner. Bu nedenle kenarlarından (başlayarak) yiyin ve ortasından (başlayarak) yemeyin." Bu hadisi, Müslim ve Tirmizi rivayet eder Yemeği topluca yemekte bereket vardır. Bir sahabe: "Ey Allah'ın Resulü! Bizler yemek yiyoruz fakat doymuyoruz." Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Belki siz ayrı ayrı yiyorsunuz." "Evet" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Yemeğiniz için toplanın ve üzerine Allah'ın ismini zikredin ki (Allah) onda sizin için bereket kılsın!" Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder. Aziz Cemaat! Malın, ömrün, ilmin ve amelin bereketinin kalkmasında en büyük etken günahlardır. Hz. Allah şöyle buyurur: (O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de yaptıkları yüzünden onları yakalayıverdik. (A'râf,96) Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Şüphesiz kul, işlediği bir günah sebebiyle rızıktan mahrum edilir." Bu hadisi, İbni Mâce rivayet eder. Faiz, faydasızdır ve malın bereketini giderir. Üzüntü ve keder getirir. Allah Subhânehu şöyle buyurur: Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. (Bakara,276)
|
||||||||||||
|
|